Diğer Haberler Son Dakika 

GÜNAHA BULAŞMAYANIMIZ VAR MI?

       Günah, ilahî emir ve yasaklara aykırı tutum ve davranışlardır. Mahiyeti ve boyutları değişmekle birlikte günah kavramı tüm dinlerde vardır. Her insan iyilik veya kötülük yapabilecek özellikte yaratılmıştır. (Mesela bk. Şems 8).

       “Her insan hata eder; hata edenlerin en hayırlıları ise, tövbe edenlerdir” (Tirmizi) buyuran Allah Rasûlü (s.a.s.); “Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah günah işleyen ve günahlarından tövbe ve istiğfar eden bir topluluk yaratır da onları bağışlardı” (Müslim) diyerek inananları ferahlatmıştır.

       Bu tür ifadeler; asla günah işlemeye bir teşvik değil, aksine insanın doğasını açıklayan ve kendisini tanımasını sağlayan birer hatırlatma ve uyarıdır. Nitekim pek çok ayet ve hadiste, günahlardan ve Allah’ın yasaklarını çiğnemekten sakınılması emredilmiştir.

       Masumiyet, sadece peygamberlere özgü bir korunmayı ifade etmektedir. Bunun dışında, herhangi bir kimse ya da grubun hatadan veya günahtan korunmuş olduğu kabulü veya iddiası İslâm inanç esaslarına aykırıdır.

       Peygamberler ismet sıfatına sahip olmasalardı, verdikleri haberlerin doğruluğuna güvenilmezdi. Kuran-ı Kerîm, peygamberlerin Allah’a iman ve O’na şirk koşmama hususunda tam bir hassasiyet içinde olduklarını beyan etmektedir. (bk. Bakara 21, Nisâ 36, Enbiya 25, Zümer 65).

       Peygamberler, nübüvvetten önce de, sonra da kasten veya sehven yüz kızartıcı günahlardan korunmuşlardır. Yüz kızartıcı olmayan günahları, unutarak veya yanılarak işleyebilirler; ancak bu günahlarında asla ısrar etmezler. Allah tarafından uyarılırlar ve hemen tövbe ederek bunlardan vazgeçerler. Yani hiçbir peygamber, ismet sıfatları gereği, günahlarına tövbe etmeden ölmezler.

       Kuran-ı Kerîm’de, bazı peygamberlerin çeşitli karar ve uygulamalarından dolayı Allah tarafından uyarıldıklarına dair ayetler de vardır. Hz. Âdem’in yasak ağaçtan yemesi örneğinde görüldüğü gibi, onların da zamanla bazı hatalara düştüklerinde kendi hallerine bırakılmayıp uyarıldıkları ve doğru yola iletildikleri görülmektedir. (Mesela bk. Bakara 35-37, Hûd 45-47, Yusuf 23-24, Kasas 15).

       Zümer suresinin 53’üncü ayeti gereğince, Allah’ın bütün günahları bağışlayacağına inanan Müslüman, Allah’ın rahmetinden ümit kesmez. Günah işlediğini anladığı anda, hemen tövbe eder ve aynı günahı bir daha işlemez.

     Nisa suresinin 116’ıncı ayetinde buyurulan, “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz” ifadesi; şirke sapıp da tövbe etmeden ölenler içindir. Tövbe, Allah’ın kullarına sonsuz bir rahmetidir ve bu kapı, günün her anında açıktır. Ancak tövbe, dünya hayatından ümit kesmeden (can çekişmeye başlamadan) önce yapılmalıdır. Ahiretle ilgili bazı gerçekleri hissettikten sonra yapılan tövbe kabul görmez.

       Allah’a samimi olarak tövbe edenlerin, günahlarının bağışlanacağı konusunda pek çok ayet vardır. Kuran ve hadislerde Allah dilerse, tövbe etmeden ölenlerin bile, şirk koşanlar hariç, affedeceğine dair müjdeler vardır. Allah kendi hakkını dilerse bağışlayacağı gibi; yine dilerse, kul hakkını da bağışlar. Hakkına tecavüz edilmiş olan kula öyle ikramlarda bulunur ki, o da karşı tarafa olan hakkını helâl edebilir.

       Kulun affa uğraması için tüm benliğiyle Allah’a yönelmesi, hatalarına gönülden pişman olup Allah’tan af dilemesi ve mümkünse gasp ettiği haklan, hak sahiplerine geri vermesi gerekir. Bu mümkün değilse, Allah’tan af diler. Allah dilerse onu bağışlar, ahirette cezalandırmaz. Ama haksızlığa uğramış olan kulunu da memnun eder.

       Ahiret işleri bizim değerlendirmemize göre olmaz ve ahiret mahkemesi de dünya mahkemesine benzemez. Bu nedenle günahlar konusunda karamsarlığa düşülmeden ilk fırsatta hemen tövbe edilmeli ve kul hakkı konusunda Hz. Peygamber’in şu talimatı esas alınmalıdır: “Müslüman kardeşinin malına veya şeref ve namusuna yönelik günah işleyen kimse, altın ve gümüşün bulunmadığı gün gelmeden önce ondan helâllik dilesin. O gün, dünyada kötülük yapan kimsenin sevapları varsa, haksızlığı kadar alınıp mağdura verilir; yoksa onun günahından alınıp berikine yüklenir” (Buhari, Müsned).

        (Yararlanılan Kaynaklar: TDV Kuran Yolu Tefsiri, Din İşleri Yüksek Kurulu, TDV İslam Ansiklopedisi)

       Hazırlayan: Bahtiyar Budak–Emekli Edebiyat Öğretmeni

En son Haberler